Heredot’um benim!

Seni o çok sevdiğin Kurşunlu’da, sonsuza kadar yatacağın yere bırakıp şimdi geldim. Yani bundan sonra seni “neredesin?” diye aramayacak, eşe dosta seni görüp görmediklerini sormayacağım. Merak etme artık telefonla da aramayacağım seni. Bak bu hoşuna gidecek, “yine ne var?”diye açmayacaksın telefonu.

Hava buz gibiydi. Hatta kar bile atıştırıyordu.

Seni götürürken yanımda birçok insan vardı. Üzgün, somurtkan, düşünceli bir sürü yüz.

Oğulların, Mustafa abi, sevenlerin, yeğenlerin, akrabaların, arkadaşların ve benim tanımadığım birçok insan vardı senin için yapılan törende.

Hep bildiğin şeyler yapıldı. Başta Halil Şeker abi olmak üzere, belediye görevlileri ve törene gelenler, Hakan ve Özkan’a ne yapmalarını, nasıl yapmalarını öğretip, din görevlileri Kuran’dan bölümler okurlarken, üzerine toprak atanlara karışıp, adettendir diye iki kürek toprak da ben attım.

Sonra gelip her zamanki yerimize oturdum.

Oturduğum mezar duvarının ıslak ve soğuk olduğuna aldırmaksızın baktım etrafımdaki insanlara.

Yüzlerinden duygularını okumaya çalıştım. İnan çoğu sadece vicdani görevlerini yapıyorlar, senin her zaman söylediğin gibi, kendi törenlerine zemin hazırlıyorlardı.

Kim bilir belki içlerinde senin hiç sevmediğin, ya da seni hiç sevmeyenleri de vardı.

İnan bana senin için hep iyi şeyler söylediler insanlar. İstisnasız herkes “özleyeceğiz” dedi.

Ama bu işin böyle olduğunu sen söylerdin bana. “Sağlığında değer verilmeyen insanlar, son törenlerinde kıymete binerler” derdin hep.

Herhalde bu da öyle bir şeydi.

Neyse, gözlerimi onlardan ayırıp, etrafa bakındım. Etraftaki yeni komşularının kapılarındaki isimleri okuyunca, onların yeni komşuların olsalar da eski tanıdıkların olduğunu görünce içime ferahlık doldu. Hatta sana bir şey diyeyim mi, onların sayısı, bırak törene gelenleri, bırakıp gittiklerinden daha çoktu.

Fazla kalmamın anlamı yoktu. Herkesle beraber bende ayrıldım oradan.

Dönüşte yalnızdım. Amann, “yalnızdım” dediğime bakma, sadece sen ve ben dönüyorduk.

Düşündüm de oradan ne kadar az ayrı ayrı döndüğümüzü anımsadım.

Örneğin, Demir hocayı bırakıp da döndüğümüz günü hatırlıyor musun? Demir hoca ile olan ne kadar güzel anımız varsa hep onları düşünerek ve hatta zaman zaman gülerek dönmüştük.

Ben de öyle yaptım bugün. Hep güzel anılarımızı getirdim gözümün önüne. Tamam itiraf ediyorum, içimden tebessüm ettimse de tek başıma gülemedim.

Şimdi de hatırlayıp hatırlayıp gülüyorum yaşadıklarımıza.

Yok ya, vallaha ağlamıyorum.

Sen ölmedin ki, niye ağlayayım. Hem HEREDOT ölür müymüş hiç?

24.Ocak.2018
Ankara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir